Anasayfa   /    Güncel    /    14 Mart Tıp Bayramı Keşan’da da kutlandı

14 Mart Tıp Bayramı Keşan’da da kutlandı

---

GÜNCEL      15 Mart 2019 - 00:23     233     0

14 Mart Tıp Bayramı Keşan’da da kutlandı

“14 Mart Tıp Bayramı”, dün ülke genelinde olduğu gibi Keşan’da da törenle kutlandı.

Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Atatürk Anıtı önünde düzenlenen ve saat 09.15’te başlayan törene; Keşan İlçe Sağlık Müdürü Dr. Hakan Çetin, Keşan Devlet Hastanesi Yöneticisi Dr. Serhat Göçer, Özel Keşan Hastanesi yöneticisi Ali Haydar Yıldırım, Edirne Tabipler Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Özdağlı ve sağlık çalışanları katıldı.

Keşan Devlet Hastanesi ve Özel Keşan Hastanesi çelenklerinin Atatürk Anıtı’na sunulmasının ardından, saygı duruşunda bulunuldu.

BÜLBÜL: “TIP ÇALIŞANLARININ GECESİ VE GÜNDÜZÜ YOKTUR”

14 Mart Tıp Bayramı’yla ilgili ilk konuşmayı Keşan İlçe Sağlık Müdürlüğünde görevli Dr. Nurullah Bülbül yaptı. Türkiye’de modern tıp eğitimi 14 Mart 1827’de 2. Mahmut Döneminde Şehzade başındaki Tulumbacı Konağında Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin kurulmasıyla başladığını belirten Bülbül, şöyle konuştu: “Okulun kuruluş günü olan 14 Mart bugün Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır. Sadece ülkemize özgü olan bu günün ilk kutlaması 1919 yılının 14 Martında işgal altındaki İstanbul’da gerçekleşmiştir. O gün Tıbbi 3.sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde Tıp Okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermiştir. Böylece tıp bayramı tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak da başlamıştır. 1976’dan beri sadece 14 Mart günü değil, 14 Mart’ı içine alan hafta boyunca da kutlama yapılmakta. Bu hafta Tıp Haftası olarak kabul edilmektedir. Tıp bayramı Türkiye’de tıp alanında çalışanların hizmet sorunlarının tartışıldığı, bilime katkılarının ödüllendirildiği bir anma ve kutlama günüdür. Vatanı korumak adına yapılan bu savunma hareketi günümüzde biz hekimlerin insan sağlığını korumak adı altında yapılan her türlü mücadelesi şeklinde devam etmektedir. Özverili bir sektör olan tıp bölümü çalışanlarının gecesi ve gündüzü yoktur. Dört elle mesleklerine sarılarak zor durumda olan ve sağlık sorunları yaşayan insanlara yardımcı olmaktadırlar. İnsanların kaliteli, mutlu bir yaşam sürmelerinin ana koşulu sağlıklı bireyler olmalarından geçmektedir. İnsan sağlığının korunması, sağlık sorunlarının ortadan kaldırılması adına her koşulda görev yapan doktorlarımızın ve kıymetli sağlık çalışanlarımızın ortaya koyduğu çabanın değeri ölçüsüzdür. İlçe Sağlık Müdürlüğü olarak Sağlık Kurumlarında ve halkımızın arasında gece-gündüz, yaz-kış, bayram tatil demeden çalışan ve sağlık hizmeti sunan hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramını kutluyoruz.”

ÖZDAĞLI: “İŞGALİ PROTESTONUN 100. YILDÖNÜMÜ”

Törende ikinci konuşmayı ise Edirne Tabipler Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. Uğur Özdağlı yaptı. 14 Mart 1827’de Tıphane ve Cerrahhanenin açılması, ülkemizde modern tıp eğitiminin ve Türk tıbbının kurumsallaşmasının başlangıcı olarak kabul edilmekte olduğunu kaydeden Özdağlı, “Bu gün 14 Mart 1919'da tıp öğrencilerinin İstanbul’un işgaline karşı, Haydarpaşa'da toplanıp, işgali protesto etmelerinin 100. yıl dönümü. Tıp öğrencilerinin bu protestosuna dönemin ünlü hocaları ve hekimleri de katılır, böylece 14 Mart 1919 bir özgürlük ve bağımsızlık hareketi olarak tarihimizde kutlanan ilk Tıp Bayramı olur. Özgürlük ve bağımsızlık hekimlik mesleğinin karakterini oluşturur. Çünkü hekimler, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın ancak özgür ve bağımsız bir ülkede gerçekleşebileceğini en iyi bilen meslek grubudur.” dedi.

“HERKES SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINA SAHİPTİR”

Türk hekimlerinin Cumhuriyet tarihi boyunca özgürlük ve bağımsızlık yanlısı düşüncelerinden geri adım atmadıklarını aynı zamanda demokrasinin, barışın, eşitliğin ve aydınlanmanın önemli temsilcileri olduklarını vurgulayan Özdağlı, konuşmasına şöyle devam etti: “14 Mart Tıp Bayramlarını tıpkı 1919'daki tıbbiyelilerin halkına duyduğu sorumluluk duygusuyla kutlayıp, halkın taleplerini hekimlerin talepleriyle birleştirmeye çalıştılar. İnsanın insanca ve sömürüsüz bir dünyada yaşaması için mücadele eden, yaşamlarını bu uğurda yitiren tıbbiyeliler, tarihimizin gurur verici örnekleridir. Anayasanın 56 maddesinde ‘herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ denmektedir. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi ile Hasta Hakları yönetmeliğinde tıbbın uygulanmasında insan onuruna saygı, insanını menfaatini, toplum menfaatinin üstünde tutma, sağlık hizmetlerinde adil bir şekilde yararlanmayı sağlama, tıbbı müdahalelerin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun yapılması zorunluluğu, tıbbın uygulanmasında insan haklarının güvence altına alınmasını amaçlayan hükümler vardır. Hekimlerin hastalarına insan haklarına, insan onuruna uygun bir sağlık hizmeti sunabilmeleri için gerekli çalışma koşullarını sağlama, bunun için gerekli bilimsel standartları belirleyip uygulama yükümlülüğü genelde devlete özel de ise Sağlık Bakanlığı'na aittir.”

SAĞLIK HİZMETİNDE NİTELİK DÜŞTÜ”

Sözlerine sağlık çalışanlarının 15 yılı aşkın süredir uygulanmakta olan sağlıkta dönüşüm programı ile giderek artan bir şekilde, iş ve iş yeri bağlantılı, çok farklı türden olumsuzluklar yaşadığını ileri süren Özdağlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sağlık çalışanları yönünden iş yerinde yaşanan her türlü şiddet başta olmak üzere, aşırı iş yüklenmesi, çalışma süresinin fazlalığı, aşırı fiziksel ve ruhsal yoğunluk ile stres, ekibe uyumsuzluk, eğitim ve araştırma olanaklarında kısıtlılık, mesleğe ve kendine yabancılaşma psiko sosyal sorunlara neden olmaktadır. Kendi sağlığı bozulan bir çalışanın hastaya mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun bir sağlık hizmeti sunması beklenemez. Bu anlamıyla sağlık çalışanlarının sağlığı, doğrudan hastaların sağlık hakkı ile ilgilidir. Ülkemizde sağlık bakanlığının pasif tutumu ve yapılan aşı karşıtı çalışmalar ile ‘aşı reddi’ sayısı artmaktadır. Böylece aşı ile önlenebilir hastalıklardan ölümler yaşanmaktadır. Aile hekimi arkadaşlarımız iş yükleri artırılarak verimli koruyucu sağlık hizmeti veremez hale getirilmişlerdir. Aile sağlığı merkezlerinin yerelde yaygın olmamaları ve sevk zincirinin olmaması gibi nedenler ile 2011’de toplam poliklinik sayısının % 40’ını ini oluşturan birinci basamağa başvuru % 30’lara düşmüştür. Birinci basamak sağlık hizmetinin etkinliği azalmıştır. Sağlık kuruluşları öncelikli olarak kar amacı gütmeyen, her türlü yatırım ve planlamada gereklilik ve verimliliğin ön planda tutan kuruluşlar olacaktı. Oysaki kamu hastaneleri birlikleri ile başlayıp birlikler kaldırıldıktan sonrada devam eden neo liberal politikaların gereği olarak ‘hastaneler birer işletmedir, hastanelerde gelirin artırılması için tüm sağlık çalışanları çaba harcamalıdır’ düşüncesi devam etmektedir. Bunun sonucunda hekimlerin muayene için ayırdıkları süre kısalırken, tetkik sayısı arttı, hastanede yatış süreleri kısaldı. Sağlık hizmetinin niceliği niteliğinin önüne geçti. Performansa bağlı döner sermaye uygulaması ile ne yaptığın değil ne kadar yaptığın önemli oldu. Tetkik ve tedavi süreçlerinde tıbbı gerekliliklerden çok performans ölçütlerinin karşılanması öne çıktı. Bunların sonucu olarak sağlık hizmetinde nitelik giderek düştü. Sağlık alanında yaşanan şiddet, uygulanan politikaların yetersizliği ve tutarsızlığı sonucunda dayanılamaz hale gelmiştir. Hekimler sağlıkta kışkırtılmış tüketim nedeni ile yaşadıkları hasta istekleri sonucunda bilimsel bilgi ile toplumsal veya kurumsal baskı arasında kalmaktadırlar. Gerçek acil hastalara sağlık hizmeti vermesi gereken aciller açık kapatma yeri haline gelmiştir. Başta randevu olmak üzere çeşitli nedenlerle uzmana ulaşamayan hastalar kontrol için bile acile yönlendirilmekte, yatış verilmeyen hastaların rutin tedavileri acillerde yapılmakta, birçok hastanın rutin tetkik yerleri aciller olmaktadır. Acillerde yeşil kodlu hastalar için ilave poliklinikler açılarak acile geliş özendirilmektedir. Acil servislerde şiddet en üst düzeye çıkarak her acil çalışanı ayda en az bir defa şiddeti yaşar hale gelmiştir. Şiddet bazen hasta ve yakınları bazen yöneticiler bazen de iş arkadaşları tarafından yapılmaktadır. Acil çalışanları istifa veya yer değiştirmeyi çare olarak görmektedirler. Uygulanan sağlık ve eğitim politikaları tıp eğitiminin niteliğini düşürdü. Tıp fakültesi sayısının niteliğe bakılmaksızın artırılması, tıp fakültelerinde çalışma koşullarının zorlaşması ve özel sağlık kuruluşlarını cazibesi çok sayıda nitelikli öğretim üyesinin eğitim kurumlarından ayrılmasına neden oldu. Tıp fakülteleri tercih sıralamasında aşağılara indi. Mezun olanlar hasta ile birebir ilişkisi olmayan dallarda uzmanlaşmaya başladı. Sayın Sağlık Bakanının da söylediği gibi eğitim süreci en zor ve uzun olan bölümler tercih edilmez oldu. Sağlık alanında yaşanan şiddet ve soruşturulma korkusu çekingen ve defansif hekimliğe yol açtı. Bunun sonucunda hem hekimler mutsuz ve verimsiz olmakta hem de sağlık alanı zayıflamaktadır. Sağlığı nitelikli ve verimli hale getirmek için sağlık çalışanlarını özlük haklarının güvenceye alındığı, gelecek kaygısının olmadığı, hasta hekim arasındaki ilişkinin, karşılıklı güvene dayandığı kamucu bir sağlık sistemi oluşturulmalıdır. 14 Martın 100. yılında karanlığa karşı aydınlığı, dogmaya karşı bilimi, eşitsizliklere karşı adaleti, özlük haklarımızı ve sağlık hakkını savunmak için tüm hekimleri 17 Mart 2019 Pazar günü <1919'dan 2019'a 14 Mart Büyük Hekim Yürüyüşüne> katılmaya davet ediyoruz.”

(MEHMET İLMAN)

YORUM EKLEYİN

X

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen ziyaretçilere aittir.

X

Habere hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

GÜNÜN MANŞETLERİ