Bugun...

İsmail GEMİCİ
Özelleştir... Güzelleştir... Yuttur... Elbette Yutanlara....
Tarih: 14-11-2015 10:24:00 Güncelleme: 14-11-2015 10:24:00


    Ülkemizin tüm alanlarında, bir biçimde dayatılarak uygulamaya konulan neoliberal-küreselci piyasa koşullarının geçerli olduğu ekonomik model gereği, her şeyi ticarileştirme ve özelleştirme furyası tüm merkezi yönetimin ekonomik uygulamalarında yaşandığı gibi yerellerde belediyeleri de temelden etkilemiş, etkisi altına almıştır. Kamucu - yarı kamucu belediyeciliğin yerini, her alanda özelleştirmeciliği hedefleyen sloganlarla başlayarak, "özelleştir, güzelleştir", "dünya kentleri arasına girmek", "büyük vizyon hedefleri", "mega kentler hayalleri" vb. ışıltılı, parlak cilalı sözlerle süsleyerek, yazarak müthiş bir şov ile sunulup algı ve beklenti yaratılmıştır. Şimdi sormak gerekir; yıllarca yazılan, çizilen dillerden düşürülmeyen büyük mega-dünya kenti vb. söylem ve ışıltılı hayallere ne oldu? Nerede bu mega dünya kentleri? Mega-dünya kentleri gerçekleşmedi ama tüm Türkiye halkının sahibi olduğu, Cumhuriyet döneminden başlayarak halka kazandırılmış olan tüm kamu kurum, kuruluş ve tesisleri, yerli-yabancı bir avuç kişiye devredilerek asıl hedef olan özelleştirme operasyonu gerçekleştirildi. Tüm halka ait olan kurum ve tesisler şimdi nerede? Kimlerin cebine girdi?

Diğer bir acı ve üzüntü yaşatan konu da, anamuhafelet partili bazı belediye başkan ve yönetimlerinin de bu furyaya kapılarak, onlar gibi ateşli savunuculuğunu yapıp partisinin görüşlerinden farklı uygulamaları hayata geçirmeleridir. Özelleştirmeci belediyecilik uygulamalarıyla birlikte ulaşım, çöp, bazı hizmet dallarından özelleştirmeleri başlatarak, diğer yandan belediye çalışanlarına yönelik sendikal örgütlenme karşıtı uygulamalar, esnek çalıştırma taşeronlaştırmayı hayata geçirerek piyasa koşullarına açıp, tüm hizmetleri metalaştırıp ticarileştirdiler. Diğer taraftan da, ilçenin-kentin her alandaki arsaları-toprakları önem kazanarak rant üretimi, arsa spekülasyonu bu anlayışın odağına yerleşmiştir. Çarşı-merkez alanlarında bulunan değerli kent arsaları ticarileştirilerek "kentsel dönüşüm"e altyapı oluşturup, o alanlarda yaşayan yoksul ve garibanları, bazı grupları kentin kıyılarına-kenarlarına "varoş"lara göndermek, arsaları-evleri alınmış kenar-kıyılara uzaklaştırarak, adeta diğer toplum kesimlerinden bir şekilde izole edilme gerçeği ile yüz yüze bırakılmışlardır. (Sulukule'de) uygulanan kentsel dönüşüm örneğinde yaşandığı gibi) elbette, alternatif proje örneklerinin de olduğu bilinmektedir. 1) İnsanların yaşadığı alanda, "yerinde kentsel dönüşüm" uygulaması 2) O alanda yaşayan insanların yaşam tarzlarını, kültürel dokularını bozmadan yerinde iyileştirme (rehabilite) projeleri hazırlayarak, Avrupa fonlarından yararlanıp, o bölgede geleceğe yönelik turizm altyapısının oluşmasına da katkı olacaktır. Alternatif kentsel dönüşüm uygulamalarıyla ilgili olarak, bazı başkan ve müteahhitlerin yaptıkları, yapacakları açıklamalarla neyi hedeflediklerini daha iyi anlayacağız.

   Kentte yaşayanların ulaşım, çöp, elektrik, mal ve hizmetler, taşeronlaştırma ve özelleştirmelerle özel sektöre ve dolayısıyla sermaye alanına terk edilmiştir. Sosyal belediyecilik uygulamaları azaldıkça, yoksul ve dezavantajlı kesimlerin yaşam koşulları daha da zorlaşmakta ve yerel yöneticilerin vicdanına kalmaktadır.

   Belediyelerden hizmet alan halk, daha önceleri "yurttaş" kavramı ile kabul edilirken, özelleştirme uygulamalarıyla giderek "müşteri" olarak görülmeye, önceleri uygulanan "sosyal boyut" giderek yok olmuş, adeta "holding belediye" algısı oluşmuştur.

Işıltılı-yaldızlı jelatinle sunulan paketin içindekilerini "birileri" almış, jelatinli kağıt ve kurdela halka kalmış... Peki halk ne yapıyor?

 



Bu yazı 3074 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI