Bugun...

İsmail GEMİCİ
Hayatımızda, ya Roman kardeşlerimiz olmasaydı
Tarih: 01-01-1970 03:00:00 Güncelleme: 01-07-2015 17:09:00


   Bir an için hayal edin… Onların olmadığı günlük yaşamda, herhalde hayat oldukça renksiz, monoton ve çekilmez olurdu. Hayatın doğal akışında, öylesine bir iç içe girmişlik yaşanıyor ki…  Pomaklar, Gacallar, Boşnaklar, Romanlar, Arnavut kökenliler vb… Daha sonradan gelip yerleşen inşaat sektörünün olmazsa olmazları Kürtler ve Karadenizliler… Tümünün birlikte oluşturduğu, zengin ve muhteşem birliktelik… İnsan yaşamını kolaylaştıran-güzelleştiren, bu ortak gücü-enerjiyi, organize bir biçimde uyarladığımız ölçüde, herkes için günlük yaşam daha rahat, daha yaşanabilir hale geleceği inancındayım.
   Konumuz Romanlar olması nedeniyle, onların yaşamından kesitler vermeye çalışacağım…
  
Roman düğünleri, masallardaki gibi üç gün-üç gecedir, müzikle zenginleştirilmiş masalarda gıcır keyifle içkiler ve gazozlar içilir. Objektiflere en güzel pozları düğünlerde göbek atarken verirler. Erkeğin oyunları-dansları farklı, kadınlardaki farklıdır. Erkekler ağır ağır atar adımları, uzun uzun açılır kolları… Kadınlar, dokuz sekizlik ritimle göz alıcı, hareketli, kıvrak figürlerle sürdürürler dansını…
  
Günyüzü görmemiş küfürleri, heyecanlı ve yüksek volümdeki konuşma ve sesleri,  "onlara has" yetenekleriyle çaldıkları her türden müzik aletleri ve müzik konusundaki çalışmalarıyla, ülke içinde ve ülkemiz dışında Türkiye'yi en doğru şekilde temsil etmeleridir. (Selim Sesler, bunun en güzel örneklerinden biridir.)
  
Birer odalı sarkıtma ilaveli evlerde krallar gibi yaşarlar. Gelecek kaygısı ile bugünü yaşarken karamsarlığa düşmez, dünü de özlemezler…
  
Irkçı, baskıcı, fanatik din sömürücüleriyle hiç olmaz işleri, kesişmez yolları. Bir-iki beklide üç aldatırsın, ama her zaman aldatmazsın onları, ağır keserler cezayı, önüne koyarlar faturayı…

Hıdrellez yaşanmadan, yaz gelmez onlara… Büyük ateşler yakıp, çalgılar çalınarak etrafında, ateşten üç kez atlanıp dilekler tutulur. Küçücük kağıtlara, büyük dilekleri yazarak gül fidanlarının dibine gömülür…
  Yalanları Çingene pembesi, kavga ve kızgınlıkları saman alevi gibidir. Neşeleri çok içten ve keyiflidir. Ancak öfkeleri bir patlarsa, sonu nereye varacağı kestirilemez.
  
Çocukları "İlle de erkek olsun" diye tutturmazlar. Kız ya da erkekte olsa, çok çocuk yaparlar. Belki de, dışlanma ve korunma endişeleriyle…
  
Yirmibeşine gelmeden, çocuğun beş çocuğu olur. Otuz beşinde kaynana olurlar. Otuz yedisinde ya anneanne, ya babaanne yada dede olurlar. Kadını da erkeği de sılayı da bilir, gurbeti de… Her bir Roman kadını askere uğurlar kocasını, kınalı elleriyle sarılıp el sallayarak…
  
Bir odalık ve yandan eklemeli, iç içe geçmiş evlerini, ya pembeye boyarlar ya da maviye… Pembe aşktır, Mavi umuttur…
  
Adımız Roman, bedenimiz Göçebe, Ruhumuz Özgür, Dilimiz Dobra, Öfkemiz Barut, Keyfimiz de Gıcırdır…
  
Romanlara yönelik güvenlikçi uygulamalar değil, aksine iş-meslek-ekmek olanağı yaratacak, kalıcı komplike projelerin hayata geçirilmesi gerektiği inancındayım.

 



Bu yazı 1613 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI