Bugun...
Çiftçi Beydilli, TEMA Vakfı İl Temsilcisi Çoğal’a sordu: “Keşan ile alıp veremediğiniz tam olarak nedir?”
Tarih: 11-08-2017 08:24:00 + -


Çiftçi Mustafa Beydilli, TEMA Vakfı ve İl Temsilcisi Şirin Çoğal’ın enerjilerini, ülkenin çöl olmaya ramak kalmış tarım arazilerini düzeltmeye ayırmaları tavsiyesinde bulunurken, Çoğal’dan da “Keşan Belediyesinin imara açmak istediği sanayi bölgesini iptal ettirmek TEMA adına yaptığınız bir şey mi yoksa şahsi kararınız mı veyahut bunu birilerinin isteği doğrultusunda mı yapıyorsunuz? Keşan ile alıp veremediğiniz tam olarak nedir? Bu arazilerin neresi birinci sınıf tarım arazisi? Birinci sınıf tarım arazisinden ne anlıyorsunuz?” sorularına cevap aradı.

Çiftçi Beydilli, TEMA Vakfı İl Temsilcisi Çoğal’a sordu: “Keşan ile alıp veremediğiniz tam olarak nedir?”

Keşan’da yaşayan çiftçi Mustafa Beydilli, TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal’ın tutumunu eleştirirken, bazı sorularına da cevap aradı.

Keşan Belediyesince hazırlanan ve askıya çıkan yeni imar planlarındaki değişik hakkında bilgi almak üzere Keşan Belediyesine gittiğini belirten Beydilli, “Her vatandaş gibi naçizane bize de imardan bir pay düşüp düşmediğini merak ediyordum. Karşılaştığım şey benim arazimin üstünde ve altında sanayi imarının olduğuydu. Ne hikmetse benim arazim ortada olmasına rağmen, imar dışındaydı. Bu durumu merak ettim. Oradaki memura sordum. Pafta, parsel ve ada numarasını verdim. Memur bilgisayardan baktı ve ‘Sizin yerinizde belediye olarak bir imar çalışması yaptık ama TEMA Vakfı dava açarak yürütmeyi durdurma kararı aldı ve davayı kazandı. Biz de Keşan Belediyesi olarak konuyu Yargıtay’a taşıdık ve sonucu bekliyoruz. Eğer belediye davayı kazanırsa buralar da imar planına dâhil olur.’ dedi.” şeklinde konuştu.

Bu durumun kendisine, 2000’li yıllarda bakanlık tarafından Keşan’a onaylanan organize sanayi bölgesinin iptalini hatırlattığını belirten Mustafa Beydilli, açıklamasında şunları ifade etti: “TEMA Vakfı öncülüğünde o dönemde de tema ile birlikte olup sanayiye karşı olanlardan birisinin Keşan’ı kültür şehri yapma planları aklıma geldi. Aradan 15 yıl gibi bir süre geçti ama Keşan bir türlü kültür şehri olamadı. Ben o zaman da merak ediyordum. Keşan’da herhalde zengin fakir ayrımı kalmayacak, aylık kişi başı gelir 10.000,00 TL civarı olacak, insanlar operaya, baleye, tiyatroya gidecek sanıyordum. Geldiğimiz noktada hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. O kültür şehri yapacak olanlar nereye gitti acaba? Bu da bende çok merak konusu oldu. Oysaki kurulacak olan organize sanayi bölgesinde binlerce insan çalışıp, evine ekmek götürecekti. Bunun neresi kötüydü acaba? Bugün o organize sanayi bölgesi yine aynı şekilde yerinde duruyor. Hiçbir tarımın yapıldığı da yok. Sadece üç beş tane koyun otluyor. TEMA Vakfı Edirne Temsilcisi olan saygıdeğer Şirin hanıma sormak istediğim şu: Keşan Belediyesinin imara açmak istediği sanayi bölgesini iptal ettirmek TEMA adına yaptığınız bir şey mi yoksa şahsi kararınız mı veyahut bunu birilerinin isteği doğrultusunda mı yapıyorsunuz? Keşan ile alıp veremediğiniz tam olarak nedir? Bu arazilerin neresi birinci sınıf tarım arazisi acaba? Benim yerim de birinci sınıf tarım arazisiymiş. Şirin hanımdan öğrenmek istediğim kendisinin birinci sınıf tarım arazisinden ne anladığıdır.

Şunu da öğrenmek isterim. Sanayi bu kadar kötü bir şey mi? Bu çağda içine iç çamaşırı, ayağına ayakkabı, üzerine elbise giyip, evinde lambasının düğmesine basıp, temizlik malzemesi, televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, cep telefonu, ulaşım aracı kullanıp, kısacası sanayinin her nimetinden sonuna kadar faydalanıp sanayiye karşı çıkmak çok trajikomik bir mantık hatası olsa gerek.

Bence Şirin hanım ve TEMA Vakfı’nın bu işlere sarf edecekleri enerjilerini ülkenin çöl olmaya ramak kalmış tarım arazilerini düzeltmeye ayırmaları daha doğru olurdu. Bu konuda herhangi bir çalışmaları ve bilgileri varsa tabii. Konu toprak, tarım ve küresel ısınma olunca tartışılacak çok şey var. Çünkü bitkilerde soğuk stresi kadar sıcak stresi de bir o kadar önemlidir. Bu konu hakkında herhangi bir çalışmanız ve başarınız var mıdır? Çünkü küresel ısınma dünyada etkilerini göstermeye başladı. Örneğin İtalya’da zeytin, buğday ve ayçiçeğinde %40 verim kaybına neden oldu. Bizim ülkemizin küresel ısınmadan minimum miktarda etkilenmesi için ne gibi önlemleriniz var? Zeytin ve zeytinyağı dünyada çok önemli bir stratejik ürün. Ülkemizin zeytin ve zeytinyağında üretim kapasitesini iki katına çıkaracak bir projeniz var mı? Buğdayda, ayçiçeğinde, bakliyatta, daha doğrusu tarım ürünlerinde dışarıya bağımlılığımızı ortadan kaldıracak gerçekçi bir projeniz var mı?

Şimdi birinci sınıf tarım arazisi meselesine geri dönelim. Tarım arazisi yapısında neleri barındırmalıdır? Örneğin organik maddesi, pH’sı kaç olmalıdır? Ülkemiz topraklarının organik maddesinin, pH’sının kaç olduğundan haberiniz var mı? Ben sizin yerinize cevaplayayım. Organik madde ortalama 1’in çok altında. PH da 7,5’in çok üzerinde. Tarımı gelişkin ülkelerde bu değerlere sahip topraklar bırakın 1. sınıf tarım arazisini, tarım arazisi statüsünde bile sayılmayıp ekimine izin verilmiyor. Çünkü oralarda organik madde en az 3 veya 4. Sizde ise 0.5, 0.6, 0.7 organik maddeye sahip topraklar birinci sınıf tarım arazisi statüsünde geçiyor herhalde. Bence bu topraklar çöl olmaya ramak kalmış topraklar. Çünkü organik maddece de, mikrobiyal olarak da çok fakir topraklar. Bu fakirlik sonucu topraklarda ekilen buğdayda kökboğaz, mantar ve pas hastalığı kol gezmekte. Sadece bu hastalıkları bile önleyebilseniz ülke topraklarına çok daha büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Şimdi de biraz tarımı gelişkin ülkelerle Türkiye’yi karşılaştıralım. Ağaç başı İran’ın dörtte biri kadar Antep fıstığı üretebiliyoruz. Buğdayda Rusya’nın, Ukrayna’nın dekardan aldığı verimin dörtte, beşte, altıda, yer yer Anadolu topraklarında yedide, sekizde biri kadar verim alabiliyoruz. Siz bu konuda neler yapıyorsunuz çok merak ediyorum. Size şu ana kadar belli konular hakkında neler yaptığınızı, projelerinizin olup olmadığını sordum. Şimdi gelelim benim bu konular hakkında neler başardığıma. Ben 4 yıldır mikrobiyal gübre (solucan gübresi) üretimi ile uğraşıyorum. Örneğin buğdayda taban gübresi hariç üst gübreleri ve kökboğaz, mantar, pas ilaçlarını ortadan kaldırıyorum. Yaptığım çalışmalarda kimyasal gübrelerin ve ilaçların %80’inin gereksiz olduğunu gördüm. Bunları kaldırmakla birlikte buğdayda %40, %50, %60 verim artışını da gördüm. Sebzede ise hem dayanıklılık hem de %80’e varan verim artışı elde ettim. Ağaçlarda yaptığım uygulamalarda ise %80, %90 soğuk stresini önleyip çok yüksek oranlarda verim artışı sağladım. Şimdi gelelim bu yazıyı niye yazdığıma. Benim bütün amacım bunca başarıları sağladığım ve bu toprakları çöl olmaktan kurtaracağına inandığım nadir ürünlerden biri olan ürettiğim katı ve sıvı mikrobiyal gübreyi çok düşük maliyetle ülkemiz çiftçisinin hizmetine sunmaktı. Bütün hayalim bu arazinin bir bölümünü satıp, gerekli olan belgeleri alıp mikrobiyal gübre üretim tesisi kurmaktı. Unutmadan söyleyeyim mikrobiyal gübre kalitesinde katıda Türkiye birincisi, sıvıda ise Türkiye’de iki kişiden biriyim. Sonuç olarak Tema’nın sanayi bölgeleriyle değil de elimizde bulunan tarım arazilerinden 3, 4, 5 kat daha yüksek verimin nasıl alınabileceğiyle ilgilenmesi bence daha iyi olur.” (HABER MERKEZİ)

 




Bu haber 293 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNCEL HABERLERİ

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR